
Dünya turizminde yeni trendler, sanıldığı gibi ani kopuşlarla değil, klasik turizm anlayışının evrilmesiyle şekillenmiştir.
Uzun yıllar boyunca 3S (deniz-kum-güneş) eksenli kitle turizmi sektörün temelini oluştururken, zamanla bu modele kültür turizmi, gastronomi turizmi, sağlık turizmi, doğa ve deneyim odaklı seyahatler eklenmiştir. Naile Soyel Hanım ile ele aldığımız yoga gibi özel ilgi turizmi modellerinden, ülkemizde de yer alan ve teknolojik olarak her geçen gün gelişim gösteren — kimi zaman tek turizm kanalı olduğu için eleştirilen — ‘kumar’ turizmine; savaşta terk edilmiş Maraş gibi bölgeler üzerinden gelişen ‘dark (hüzün) turizmine’ ve her daim yeni yollarla yaşatılmaya çalışılan ‘sürdürülebilir’ modele kadar pek çok başlıkta, kimi modeller için ciddi potansiyele sahip, kimileri içinse hâlihazırda talep gören bir turizm destinasyonuyuz.
Günümüz turist profili artık yalnızca dinlenmek değil; öğrenmek, farklılaşmak ve ‘anlamlı’ deneyimler yaşamak istemektedir. Bu nedenle sürdürülebilirlik, yerel kimlik, teknoloji kullanımı ve kişiselleştirilmiş hizmetler (yapay zekâ dâhil), klasik trendlerin modern uzantıları olarak öne çıkmaktadır. Atılması gereken adımlar da bu doğrultuda; çevresel duyarlılığı yüksek, dijitalleşmiş ve yenilikçi turizm işletmelerini desteklemeyi gerektirmektedir. Anlamını yakın zamanda Tülen Sarro Hocamdan öğrendiğim snobizm (daha yüksek bir sosyal sınıfa aitmiş gibi davranma ve seçkinlik taklidi yapma tutumu) ise bu yazıda özellikle üzerinde duracağım önemli bir kavramdır.
Turizmin geleceği artık yalnızca yeryüzüyle sınırlı değildir. Uzay turizmi, bugün için lüks ve niş bir pazar olarak görülse de yarının ‘yeni normal’ deneyimlerinden biri olma yolundadır. Voyager Station’ın 2027’de yapay yerçekimine sahip, 400 kişilik lüks bir uzay oteli olarak hizmete girmesi planlanmaktadır. Bunu, Ay yüzeyinde yürüyüş, düşük yerçekiminde golf gibi deneyimler sunmayı hedefleyen ve 2032’de açılması öngörülen Ay oteli projeleri takip etmektedir. Ay toprağının inşaat malzemesi olarak kullanılması gibi yaklaşımlar, uzay turizminin aynı zamanda sürdürülebilirlik ve mühendislik boyutunda yürütülen araştırmaları da görünür kılmaktadır.
Elbette bu deneyimler bugün için milyonlarca dolarlık maliyetlerle ‘seçkin’ bir kesime hitap etmektedir; ancak havacılık ve kitle turizminin geçmişi düşünüldüğünde, bu maliyetlerin zamanla düşmesi olasıdır. Yazıma verdiğim başlıkta ima ettiğim gibi “4 kal 3 öde” ya da “6 gece – 7 gün” uzay turu paketlerinin 2035-2040 yılları arasında arama motorlarında karşımıza çıkacağı görüşündeyim. 2021 yılında vizyona giren Don’t Look Up filmi de bu konuda çarpıcı bir metafor sunmaktadır; filmin sonunda dünyanın kaçınılmaz bir felakete sürüklendiği anda, bir avuç “seçkin” insanın özel bir uzay aracıyla başka bir gezegene göç ettiğini görürüz. Bu kurgu, uzay turizminin yalnızca bir seyahat deneyimi olmadığını; snobizmin beslenebileceği, eşitsizliklerin derinleşebileceği ve erişim hakkının yeniden tanımlanacağı, turizmin sosyal adalet boyutunu sorgulatan çok katmanlı bir dönüşüm sürecine işaret etmektedir.
















