Bir Garip Durum

Hiç düşündünüz mü?
‘Nerde o eski günler’ demeyi ihmal eden biri kalmış mı etrafımızda diye? Bence belli bir yaşa gelmiş ‘herkes’ bir kere bile olsun bu soru sormuştur kendisine…
Peki neden?
Dünyamız, gaz pedalı takılı kalmış, çok yüksek hızlarda değişime uğramaya devam ederken, teknoloji ve hız uğruna kendimiz avantajlı konuma koyup mutlu olacağımızı düşünsekte, dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar ve muhteşem doğamız negatif olarak durmaksızın etkilenmekte. Tabi ki, biz de bu değişim karşısında doğal olarak hep eskiyi, yani daha yeşili, daha maviyi, daha temizini ve gerçek huzur ve mutluluğu özlüyoruz. Her geçen zaman beklentilerimiz gereksizce çoğalırken, bencilliklerimizden dolayı dünyamızı bir sona doğru elimizin tersi ile itiyoruz. Bu döngü bir kartopu gibi her geçen an korkunç boyutlarda büyümekte.
Derken, küçücük bir virüs ‘sadece 0.06 mikron’, yarattığımız bu sahte yaşamda, hayatlarımızı mahvettiğine tanıklık ediyoruz. Doğrudur, sosyal ve ekonomik olarak çok ama çok etkileniyoruz. İnsanoğlunun acımasızca yönetmeye çalıştığı bu dünyada, hep daha fazlasını isteyen yapının sarsılması hepimizin ağrına giderken hiç düşündünüz mü? BU KADAR FAZLASINA GEREK VARMIYDI DİYE?
Değerlerin anlamlı olduğu eski yıllarda yaşadıklarımızı hiç unutabilir mi insan. O güzellikleri anmamak ve özlememek mümkün mü?
Yılda sadece bir kez aldığımız oyuncağın bize verdiği mutluluğu size hatırlatmama hiç gerek yok herhalde. Oysaki şimdi çocuklarımız tonlarcası ile aynı hissi yaşamıyor, bunu anlamıyorlar bile. Bir ton örnek verebilirim sizlere; Yediğimiz meyvenin tadı ve kokusunun hiçbir zaman eskisi gibi olmadığı, doğadaki bazı tür canlıların gözümüzün önünde yok olması gibi örnekler.
Bunca olumsuzlukları farkında ve/veya fark etmeden yaşarken, hiç yetinmemiş egolarımız, isteklerimiz ve arzularımızın sürdüğü hayat döngüsüne zoraki bir ‘mola’ getiren Covid-19 pandeminin doğamıza yapacağı iyi yanlarının olabileceğini hiç düşenemezdi insan; Medeni ve mega şehirlerimizde yabani hayvanlar görünmeye başlandı. Havadaki nitrojen dioksit sadece 20 günde bitme noktasına gelebileceğini görmüş olduk. İlginç değilmi; otuz (30) yıldır Kuzey Punjab (Hindistan) dan gözle görünemeyen Himalaya Dağları kolaylıkla görünmeye başlandı. Makinelerin durmasının olumlu olarak ne kadar fark yarattığını bir düşünün… Tekne turları ve turizm uğruna onca kalabalıktan yıllarca nasibini alan Viyana kanallarının berrak suları tekrardan ortaya çıkmış, balıklar görünür olmuş, hatta timsahlar bile geri dönmeye başlamıştır.
Doğanın dışında sosyal yaşamlarımıza olan olumlu etkilere de bir bakalım: Ailemizle kaliteli zaman geçirmenin, düzenli uyumanın, sağlıklı beslenmenin, paylaşmanın, arkadaşlık değerlerimizin ve en önemlisi SAĞLIĞIMIZIN önemini fark etmemize sebep oldu bu pandemi.
Biliyorum, her şeyden bahsettin, ekonomi anlamında pozitif tezin yok diyenlerimiz olacaktır. O zaman hazır olun. Size soruyorum?
İnsanlığın SADECE ihtiyaçlarının karşılandığı bir dönemde, ekonominin çökmesi sizce de garip değil mi? Eminim ki enteresan cevaplarınız olacaktır…
Benim bu konudaki tek yorumum şudur: Çökmüş dediğimiz dünya ekonomisinin, aslında gereksizce yaratılmış bir ekonomiden ibaret olduğudur. İnsanoğlu bu kadar fuzuliye ihtiyacı belki de hiç gerek duymayacağıydı. Sizce de bu düşünce, kendi içinde Covid-19’un ekonomiye de olumlu bir yanının olduğu gerçeği sayılmaz mı?
Sonuç olarak, dersimizi almış ve daha da alacağımızdır. Ama en azından bundan böyle küresel sorunlar için erken zamanda alınan kararların aslında doğal bir afet yaşamadan da, planlı bir şekilde krizleri önceden ön görebileceğimiz ve reaksiyon yapabileceğimizdir. Bencilliğimizi bırakacağız, birlik olacağız ve paylaşacağız. Tekrardan aile kavramını, sağlığımızı ve az ile yetinmeyi fark etmeliyiz. Şükretmeliyiz ve sıkıntılarımızı birlikte aşmanın yollarını aramalıyız. Hükümetimizin önlemleriyle, ekonomik sıkıntılarımızı aşma anlamındaki en önemli dişli olan bankaların insana vermesi gereken değer, vicdan, anlayış ve saygıyla bu beladan kurtulmalıyız. İleriki yılları değerlendirip düşünerek, en önemli vazifemiz olan ileriki dönemin muhtemel ilkim krizi için önlemlerimizi artırıp çözümler üretmeliyiz. Ve en önemlisi, DÜNYAMIZI, yani evimizi korumalı ve gelecek nesillere teslim edebilmeliyiz…
















