ÇevreDünyaGenelGündemManşetToplumYaşam

Doktor Yüzlerce Kadını Kendi Spermiyle Hamile Bıraktı

Bu nasıl doktor? Yüzlerce kadını kendi spermiyle hamile bıraktı! Çocuklarının sayısı bilinmiyor…

Çocuk sahibi olamayan hastalarına gizlice kendi spermini veren doğurganlık doktorlarına ilişkin skandallar son dönemde dünya basının gündeminden düşmüyor. Ancak bu skandalların hiçbiri birazdan okuyacaklarınız kadar ses getirmedi…

Jacoba Ballard, altın sarısı saçları masmavi gözleriyle annesine de babasına da benzemiyor, bu nedenle de kendisini bir türlü ailesinin parçası gibi hissedemiyordu. “Ben evlatlık mıyım?” diye soruyor, “Hayır” yanıtını alıyordu. Nihayet 10 yaşındayken gerçeği öğrendi: Anne ve babası bir sperm donörü aracılığıyla hamile kalmıştı o nedenle onlar kumralken Ballard sarışındı.

Hep bir kardeşi olsun isteyen Ballard daha fazla dayanamadı, 2014 yılında ticari DNA testlerinin hızla yaygınlaştığı 2014 yılında, biyolojik ailesini bulmak için bir DNA test yaptırdı. Annesinin doktoru onlara aynı donörü en fazla üç kez kullandıklarını söylediğinden, biyolojik babasını paylaştığı bir ya da iki kişi daha olabileceğini düşünüyor, kardeşlerini ya da en azından kuzenlerini bulabileceğine inanıyordu.

Ancak testin sonuçları hiç de beklediği gibi çıkmadı. Kimliği belli olmayan biyolojik babanın çok sayıda çocuğu olduğunu gördü Ballard. Yani hayatı boyunca varlığından haberdar bile olmadığı çok sayıda kardeşi vardı.

Genç kadın gerçeği öğrendiğinde karnına yumruk yemiş gibi oldu. Ama asıl yumruğu biyolojik babasının kim olduğunu öğrendiğinde yiyecekti…

Takvimler Ağustos 2017’yi gösteriyordu. Heather Woock hiç tanımadığı bir kişinin Facebook’tan gönderdiği mesajı gördüğünde tatile gitmek için valizini hazırlıyordu. Mesajı gönderen kişi “Ben senin kardeşinim, babalarımız aynı kişi” diyordu. Woock, doğal olarak, bunun bir dolandırıcılık girişimi olduğunu düşündü. Zira anne babası bir kardeşi olabileceğini ona hiç söylememişti.

Ancak mesajın ilerleyen satırlarında tüyler ürperten bir detay vardı. Mesajı gönderen kişi bir doktordan bahsediyordu. İşin kötüsü Woock bu ismi biliyordu; annesinin 30 yıl evvelki doktoruydu. Hamile kalmakta zorlanan annesi bu doğurganlık uzmanına tedavi olmuş, sürecin sonucunda da Woock dünyaya gelmişti. Mesajı gönderen kişi bir şekilde annesinin hastane kayıtlarına ulaşmış olabilir miydi?

Annesi, “Endişelenme sen” deyince Woock planladığı üzere tatile çıktı. Seyahati esnasında kardeş olduklarını söyleyen birkaç kişiden daha mesajlar aldı. Bu ısrarı tuhaf bulmuştu ama çok da takılmamıştı. Üstüne bir de telefonu bozulunca, konuyu tamamen unutup tatilinin keyfini çıkarmıştı.

Eşi Woock’a Noel hediyesi olarak bir DNA testi hediye etmişti çünkü kadın kökenlerini bulma konusunda çok meraklıydı. Test sonucunda tam tahmin ettiği gibi İskoç, İngiliz, İrlandalı ve İskandinav karışımı çıkmıştı. Ama sonuçların yüklendiği Ancestry.com sitesinin veri tabanına girip de “Sizinle aynı DNA’yı paylaşanlar” linkine tıklamaya zahmet etmemişti. Halbuki bunu yapsa, kendisini Facebook’tan bulup mesaj yağdıran bu kardeşlerinin varlığını çok zaman önce öğrenmiş olacaktı.

Indianapolis’e dönüp telefonunu yenilediğinde, Facebook mesaj kutusunun dolu olduğunu gördü. Kendisine “Ben senin kardeşinim” diyen birçok başka kişi mesajlar yollamıştı. Hepsi mesajlarında aynı şeyden bahsediyordu: Ebeveynleri hamile kalmakta zorlanmış, Woock’un annesiyle aynı doktor tarafından tedavi görmüş ve sonunda bir bebek sahibi olmuşlardı.

 

Söz konusu doktorun adı Donald Cline’dı. Uzmanlığı tüp bebek tedavisi olan bir jinekologdu. Hastalarının bilgisi ve rızası olmadan onlarca kadını kendi spermiyle hamile bırakmıştı. Ve DNA’sına bakılırsa Woock da Cline’ın sperminden dünyaya gelmiş çocuklardan biriydi.

Woock, Cline’ın keşfedilen çocukları arasında 22’nciydi. O günden bu yana geçen 5 yılda ortaya çıkan kardeşlerinin sayısı günden güne arttı. Şu an bilinen sayı 94. Bu 94 kişinin bazılarının, DNA testi yaptırmadığı için henüz kayda geçmemiş ikizleri ve kardeşleri de bulunuyor. Kardeşler bir Facebook grubu üzerinden haberleşiyor. Ballard ve Woock’un yanı sıra Julie Harmon, Matt White, Lisa Shepherd-Stidham, Jason Hyatt, Carrie Foster, Alison Kramer ve Kylene Gott da kamuoyunda tanınan ve Cline’ın cezalandırılması için girişimlerde bulunan kardeşlerden.

Noel, Anneler Günü, Babalar Günü gibi insanların birbirlerine DNA testi hediye etme eğilimde olduğu önemli günlerin ardından çok sayıda yeni kardeş ortaya çıkıyor. 41 yaşındaki Ballard, Guardian’a yaptığı açıklamada, donör yoluyla dünyaya gelmiş kişiler arasında bu dönemlerin “kardeş mevsimi” diye anıldığını belirterek, “Daha birkaç hafta önce yeni bir kardeşimiz olduğunu öğrendik” diyor ve bu artışın önümüzdeki yıllarda da devam etmesini beklediklerini vurguluyor.

Kardeşlerin bir kısmı düzenli olarak görüşüyor, aile boyu piknikler düzenliyor.

Şu ana kadar tespit edilen kardeşler arasında en yaşlısı 1972’de en genci de 1988’de doğmuş. Tüp bebek kliniğinin 2009 yılına kadar faaliyette olduğu düşünüldüğünde, Cline’ın kendi spermini kaç kadını hamile bırakmak için kullandığını tahayyül etmek bile imkânsız. Ancak 1980’lerin sonlarında sperm bankalarının yaygınlaşmasıyla Cline’ın da bu eylemine son verdiği düşünülüyor. Yine de genetik kökenini merak etmeyip DNA testi yaptırmayan yüzlerce başka kardeş olması çok muhtemel. Bunların bazılarının ömürlerinin sonuna kadar gerçeği bilmeden yaşamaları dahi söz konusu.

Cline’ın hastalarına verdiği gizlilik direktifi de kayıp çocukların sayısını artırabilecek bir faktör. Şöyle ki Cline, kendisine başvurup hamile kalan çiftlere, “Sakın ola çocuklarınıza kısır olduğunuzu ya da hamile kalmakta sorun yaşadığınızı söylemeyin” diyordu. Doktorlarının kendisine doğru tavsiye verdiğini düşünen çoğu ebeveyn de çocuklarına donör yoluyla dünya geldiklerini dahi söylemedi.

Bu gizlilik talebi sadece Cline için değil neredeyse tüm doğurganlık doktorları için geçerliydi. Genel olarak sürecin her aşamasında mahremiyet hakimdi. Hatta 1977’de yapılan bir araştırmaya göre, doktorların yarısı kayıt bile tutmuyordu. Dolayısıyla çocukla donör arasındaki bağı belgeleme imkânı ortadan kalkıyordu. Bunun ileride oluşabilecek hukuki ve psikolojik sorunları önlemekte faydalı olacağına inanılıyordu. Bugün ABD’de oldukça yaygın olan postayla DNA testi uygulamaları ise o yıllarda bilimkurgu yazarlarının bile hayal edebileceğinin ötesindeydi. Diğer yandan doktorlar ailelere donörün kan grubunun ten, göz ve saç renginin babayla aynı olacağına dair garantiler de veriyordu. Dolayısıyla hiç kimse gerçeklerin bu şekilde ortaya çıkabileceğine ihtimal vermiyordu.

Nitekim Noel’de ya da doğum gününde yaptığı DNA testiyle bilmek istediğinden çok daha fazlasını öğrenen kardeşlerin yaşadığı şokun en büyük nedenlerinden biri de bu gerçeğe hazırlıksız yakalanmış olmaları.

Bu yüzden Ballard, hiç tanımadığı kardeşlerine destek olmak amacıyla oldukça zor bir görev üstlenmiş. Ne zaman Cline’ın çocuklarından biri DNA testi yapıp veri tabanlarındaki soyağaçlarına eklense, Ballard o kişiye ulaşıp olanı biteni mümkün olan en hassas dille anlatmaya çalışıyor.

Bu konuşmaların yükünü üzerinde hissettiğini de söyleyen Ballard, “Birçoğu bir sperm donörü aracılığıyla dünyaya geldiğini bile bilmiyor. Bazısı babasının sperminden doğduğunu sanıyor. Ne zaman yeni bir eşleşme olsa onlara bu haberi veriyorum ve hayatlarını mahvediyormuşum gibi hissediyorum” diyor.

Ballard, başlangıçta böyle bir yük altında hissetmiyordu kendini. Üstelik ilk kardeşlerini bulmakta da hiç zorlanmamıştı. Önce evlat edinilen ve sperm bağışı yoluyla doğan çocukların toplandığı bir forum sitesine kaydoldu. Kısa süre içinde annesi Cline tarafından tedavi edilmiş bir başka kadınla tanıştı. Bu kişiyi Facebook’tan araştırıp fotoğraflarına baktığında gözlerine inanamadı. Kadın Ballard’a o kadar benziyordu ki kardeş oldukları ortadaydı. Bu kadın annesi Cline’ın hastası olmuş başka bir kadın tanıyordu ve o kadının da bir kız kardeşi vardı.

Nihayetinde dördü de 23andMe’nin DNA testlerinden yaptılar ve kardeş olduklarını anladılar. Test ayrıca tanımadıkları dört kardeşleri daha olduğunu gösterdi. Yani bir anda sekiz kişi olmuşlardı.

Peki ya anneler? Onlar gerçeği öğrenince ne düşündü? The Atlantic’e konuşan Liz White, 38 yaşındaki oğlunun babasının eşi değil de doktoru olduğunu öğrenince şoke olanlardan. Ekim-Kasım-Aralık 1981 ve Ocak-Şubat 1982 olmak üzere, 5 aylık dönemde 15 kez inseminasyon operasyonu için Cline’ın masasına yattığını belirten White’ın gerçeği öğrendiğinde ilk tepkisi, “Haberim bile olmadan 15 kez tecavüze uğramışım” şeklinde olmuş. White’ın tedavi sonucu dünyaya gelen ve “Tanrı’nın hediyesi” anlamına gelen Matthew ismini verdiği oğlunun Cline’ın gençlik halinin birebir kopyası olması da aile için bir diğer rahatsız edici ayrıntı.

Dr. Cline, zamanında hastalarına stajyer doktorların spermlerini kullandığını söylemişti. Üstelik her bir sperm donörünü sadece üç başarılı hamilelikte kullandığını belirtmişti. Yani Ballard’ın ve diğerlerinin anne ayrı baba bir kardeş sayısının bir elin parmaklarını geçmemesi gerekiyordu.

Ama Ballard ve kardeşleri DNA’larının izini sürdüklerinde gerçeğin pek de anlatıldığı gibi olmadığını gördü. 23andMe verilerine göre, Cline aynı dönörü en az sekiz kez kullanmıştı. Bu kişilerin doğum tarihleri 1979 ile 1986 arasında değişiyordu. Hangi doktor adayı 7 yıl boyunca stajyerlik yapıp sperm bağışlamış olabilirdi ki?

Bu tuhaflık araştırmalarını derinleştirmelerini sağladı. 23andMe veri tabanında babaları olabilecek kimseyi bulamadılar ama çeşitli uzak akrabalar tespit ettiler. Kamuya açık kayıtları ve sosyal medya profillerini karıştırdılar, buldukları kişilerle temas kurup akrabalık ilişkilerini sordular ve sonunda kocaman bir soyağacı oluşturdular. Araştırma ilerledikçe hep aynı soyadı karşılarına çıkıyordu: Cline. Nihayet bir kadın Ballard’a Donald Cline isimli kuzeninin Indianapolis’te doktorluk yaptığını söyledi.

Hem Cline hem de biyolojik çocuklarının çoğu halen Indianapolis’te, Zionsville kasabasında yaşıyor

O noktada bile Ballard, Cline’ın babası olduğundan emin değildi; “Erkek kardeşinin ya da başka bir erkek akrabasının spermini kullanmıştır belki” diye düşünüyordu.

Ancak yine de sekiz kardeşten dördü, şüphelerini yargıya taşımaya karar verdi. Hem Indiana eyalet mahkemelerine hem de federal mahkemeye başvurdular, birçok medya kuruluşuna ulaşıp hikayelerini anlatmak istediler ancak aylar boyunca girişimleri yanıtsız kaldı. Nihayet bir yerel kanal sabah haberlerinde konuyu gündeme taşıdı. Haberde bir sperm donöründen olma çok sayıda kardeşten bahsediliyor ama donörün Cline olduğu belirtilmiyordu.

Aylar boyunca hiçbir şey olmadı, ardından Ballard’ın DNA testiyle bulduğu kardeşlerinden biri Cline’ın eşinden doğan çocuklarından birine ve torunlarına ulaştı. Kısa süre sonra Ballard’a da Cline’ın oğlu Doug’dan bir mesaj geldi. Bu oğul aracılığıyla yarı kardeşler o sırada 70’lerinde olan Cline’la bir restoranda bir araya geldi. (Cline’ın eşi Susie’den de iki çocuğu bulunuyor: Doug ve Donna kardeşler.)

Cline’ın asıl ailesi ile biyolojik çocuklarının çoğu halen Indianapolis’te yaşıyor. Bu nedenle sokakta sık sık karşılaşıyorlar. Aynı doktora giden, aynı yerden sandviç alan, aynı salonda pedikür yaptıran, aynı dönemde Purdue Üniversitesi’nde okuyan, hatta bir garaj satışında hiç tanımadığı kardeşinin eşyalarını satın alan da var. İkisi aynı sokakta yaşıyor, ikisinin çocukları aynı beyzbol takımında oynuyor. Ama belki de en inanılmaz olanı Lisa Shepherd-Stidham’ın biyolojik babası olduğunu bilmediği dönemde 2 yıl boyunca Cline’ın hastası olmuş olması.  Kardeşlerin birçoğunun en büyük korkusu, çocuklarının karşılarındaki kişinin kuzenleri olduğunu fark etmeden birbirlerine âşık olması. Kardeşlerden bir tanesi 2019’da Atlantic’e yaptığı açıklamada, Cline’a hitaben “Aynı yerde yaşadığımızı hiç mi düşünmedin? Belki sevgili olacağımızı? Belki çocuklarımızın sevgili olacağını?” diye soruyor ve Cline’ın gölgesinin nesiller boyunca üstlerinde olacağını belirtiyordu.

Cline bu görüşmede kendi spermini kullandığını itiraf etti ancak kayıtları yıllar önce imha ettiğini söyledi. Hatta Ballard’a bu görüşme esnasında “Dünyanın bilmesine gerek yok” diyerek sessiz olmasını istedi.

Ancak Ballard, karşısındaki adamda baba sıcaklığının zerresi olmadığını hissediyordu. Daha da kötüsü Cline’a bu kötülüğü yaptıran, doktorluk vazifesini kötüye kullanmasına yol açan bu şeyin DNA’sı yoluyla kendisine de bulaşmış olmasından korkuyordu. Bu düşüncelerinin mantıksız olduğunun farkındaydı ama yine de rahatsızlığını üzerinden atamıyordu. (Cline’ın kendisini, kardeşlerini ve olayın üzerine giden gazeteci Angela Ganote’yi de belindeki silahı göstererek tehdit etmesi de bu karanlık hissi kuvvetlendirmişti.)

Peki Cline’a bu akılalmaz şeyi yaptıran neydi? Kardeşlerin her biri farklı bir teori ortaya atıyordu. Dini bir amaç mı güdüyordu? Bilimsel bir deney mi yapmaya çalışıyordu? Cinsel fantezilerini mi gerçekleştiriyordu? Kendi Ari ırkını mı oluşturmak istiyordu? Indiana eyaletinin kontrolünü ele geçirmek mi istiyordu? Tanrı kompleksine mi kapılmıştı? Tüm derdi para kazanmak mıydı? Yoksa çocuğu olmayan çiftlere yardım ettiğine mi inanıyordu?

Muhtemelen bu soruya tek bir yanıt vermek mümkün değil. Hatta Cline’ın eylemlerinin arka planında bu ihtimallerin birkaçı aynı anda yatıyor bile olabilir.

Donald Cline 1979’da kendi kliniğini açtığında ABD’de kısırlık tedavisi henüz bugünkü boyutlarda değildi. Sperm bankaları da henüz hayata geçirilmemişti. Zaten dönemin teknikleriyle dondurulmuş sperm yeterince tatmin edici sonuçlar vermiyordu. Daha kaliteli olduğu gerekçesiyle taze spermle çalışmayı tercih eden doktorlar, donörleri kendileri bulmak ve en fazla 1 saat içinde operasyonu tamamlamak zorundaydı. Bu da hasta ile donörün takviminin birbirine uydurulmasını gerektiriyordu. Birçok vakada hamilelik hemen gerçekleşmediğinden tekrar tekrar inseminasyon operasyonu yapılması gerekiyordu. Çoğu doktor donör olarak tıp fakültesi öğrencilerini ve stajyer doktorları kullanıyordu. Sağlıklı ve başarılı bu genç erkekler, doktorlar için sonu gelmez bir kaynak sağlıyordu. Cline da sperm donörü olarak kliniğinin karşısında bulunan hastanede çalışan doktorlardan faydalandığını söylüyordu hastalarına. Hatta Hemşire Jan Shore, bu örnekleri kliniğe vücut sıcaklığında getirebilmek için sutyeninin içinde taşıdığını açıklamıştı.

Hakkında ortaya atılan iddialardan biri, Cline’ın Quiverfull isimli beyazların üstünlüğünü savunan aşırı muhafazakâr bir Hristiyan hareketinin parçası olduğu yönünde. Quiverfull inancında, beyaz ailelere mümkün olduğunca çok çocuk yapmaları, dünyayı Tanrı’nın beyaz kullarıyla doldurmaları, Siyahilerin çoğalmasını önlemeleri salık veriliyor. Kanıtlar çok sınırlı ve oldukça zayıf yok ama Cline’ın sarışın mavi gözlü çocuklardan oluşan bir ordu kurması ve yaşadığı bölgenin Katolik kilisesinde söz sahibi olması bu inancı benimsediği yönündeki iddialara destek kabul ediliyor.

Diğer yandan Cline’ın birçok doktora atfedilen “Tanrı kompleksi”nden mustarip olduğu da hakkında ortaya atılan güçlü iddialardan. 1980’li yıllardan itibaren Indiana’nın genelinde tanınan ve çok saygın bir doktor ve toplum lideri olan Cline’ı o yıllarda birlikte çalıştığı hemşire Jan Shore “sert bir baba figürü” olarak nitelendiriyor.

Cline’ın eşi Susie’den bir oğlu ve bir kızı var. Bilindiği kadarıyla Cline, hamile kalmakta zorlanan kendi eşini de tedavi etmiş.

Cline’ın hastalarına yardım ettiğine samimiyetle inandığını ve bunu çevresindekilere yansıttığını da söylemek mümkün. Nitekim hakkında dava açıldığında, ailesinden ve arkadaşlarından birçok kişi yargıca yazdıkları mektuplarda Cline’ın hastalarını hep ilk sıraya koyduğunu, bazı aileler için uygun donör bulamamanın kendisini çok üzdüğünü belirtiyordu. Mektuplardan birinde aynı zamanda Cline’ın hastası olan (ancak donör yoluyla hamile kalmayan) bir kadın, “Şefkat dolu bir insan olan Dr. Cline, ailelere kendilerini en çaresiz hissettikleri zamanda yardımcı olmaya çalıştı” ifadelerini kullanıyordu.

Tabii bunu bir doktorun hastalarının iyiliğinden ziyade kendi kariyerini ve başarı istatistiklerini düşünmesi olarak yorumlayanlar da var. Bu gruptakilere göre Cline yanlış bir şey yaptığının farkındaydı, öyle olmasa hastalarını kandırma yolunu seçmezdi.

Dr. Donald Cline hakkında Aralık 2017’de dava açıldı. (O sırada bilinen kardeş sayısı 22’ydi.) Ancak Indiana yasalarındaki bir boşluk sebebiyle kardeşlerin adalet arayışı havada kaldı. Sayısız kadını kendi spermiyle hamile bırakmış olmasına rağmen, Cline o dönemde eyalette geçerli olan ceza yasasını ihlal etmemişti. Ancak sorgusu sırasında sık sık “Bu şekilde doğan çocukların sayısı 10’dan fazla değildir”, “Bunu en fazla 15 kere yapmışımdır” diye yalan söyleyip hakkındaki suçlamaları reddettiği için adaletin tecellisine engel olmaktan suçlu bulundu ve 500 dolar gibi komik bir para cezasına ve 1 yıl ertelenmiş hapse mahkûm edildi. Ceza duruşmasında “Eylemlerimin neden olduğu acılardan ötürü özür dilerim” dedi ancak spermini bu işlemlerde kaç kez kullandığını açıklamadı. 2018 yılında Cline’ın doktorluk lisansı elinden alındı.

Bu noktada akıllardaki soru şu: Cline şu an ne yapıyor? Ballard, “İnternette bazı kaynaklarda öldüğü yazıyor ama ölmedi, yaşıyor” diyor. Üstelik hiçbir şey olmamışçasına hayatına devam ediyor. Torunlarının yüzme yarışmalarına katılıyor, kilisenin etkinliklerinde boy gösteriyor.

 

Saklanmıyor, kaçmıyor ancak biyolojik çocuklarıyla temas da kurmuyor. Ballard, “Doğrusunu söylemek gerekirse ben geçen yıl onunla temas kurmaya çalıştım. İki yıldır hastayım ve iyileşmeme yardımcı olacak bilgileri benimle paylaşması için kendisine resmen yalvardım. Ama hiç cevap vermedi. Sadece ben de değil. Hasta olan başka kardeşlerim de var. Hepimiz sadece sağlık bilgilerini istiyoruz ama onu bile alamıyoruz” diyor.

Kardeşlerin birçoğu çeşitli otoimmün bozukluklarla, mide ve bağırsak hastalıklarıyla boğuşuyor. Hiçbirinin anne tarafında bu tür sorunlar olmadığından kaynağın Cline’ın genleri olduğuna inanıyorlar. Cline’ın da gençliğinde bir başka otoimmün hastalık olan ve bugün sperm bankalarının donörler için eleme faktörü olarak kabul ettiği romatoid artrit nedeniyle cerrahlığı bırakmak zorunda kalmış olması da bu inancı kuvvetlendiriyor.

Ballard ve diğer kardeşler tüm bu yaşadıklarına rağmen yılmış değiller. Halen iyileşmeye ve kendileri gibi hikayeleri olan kişileri iyileştirmeye çalışıyorlar. Ballard, “Ben donör yoluyla dünyaya gelmiş ve doktorları tarafından kandırılmış kişilere danışmanlık yapıyorum. Right to Know (Bilme Hakkı) gibi kuruluşlar benimle ve kardeşlerimle iletişime geçti. İnsanlara yardımcı olabilecek kaynaklar toparlamaya çalışıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Cline’ın gerçekten cezalandırılacağı bir günün geleceği beklentisini ise hiç yitirmiyorlar…

Cline’ın adaletin elinden kaçması, önemli bir değişimi de beraberinde getirdi. Indiana, 2019 yılında, kadın doğum uzmanlarının bilgileri ve rızaları olmayan hastaları hamile bırakmak için kendi spermlerini kullanmasını suç kabul eden ilk ABD eyaleti oldu. Ancak bu konuda ülke genelinde geçeli olacak federal bir yasa henüz bulunmuyor. 1987’de yapılan bir araştırmada doktorların yüzde 2’sinin hastalarını kendi spermiyle hamile bıraktığı ortaya çıkmıştı. Arşivlerdeki haberler ise en az 44 doktorun daha Cline’a benzer şekilde hastalarını istismar ettiğini gösteriyor. Hatta Eylül 2021’de, bu doktorlardan Morris Wortman’ın çizgiyi biyolojik kızını dahi tedavi edecek kadar aştığı ortaya çıkmıştı. Geçtiğimiz yıllarda Hollanda gibi Avrupa ülkelerinden de benzer haberler gelmişti.

Kaynak: Hürriyet

 

 

Benzer Haberler

Başa dön tuşu