
Yıllardır insanlara kilo almanın sebebiyle ilgili farklı şeyler söyleniyor. Bir dönem yağ suçlandı. Sonra şeker düşman ilan edildi. Sosyal medyada her yıl başka bir görüş öne çıkıyor ve bu durum insanları daha da kafası karışmış ve umutsuz hale getiriyor.
Peki gerçek ne?
Çoğu insan tek bir besin yüzünden kilo almıyor. İnsanların kilo almasının asıl nedeni, metabolizmalarının sağlıklı ve esnek şekilde çalışmıyor olmasıdır. Bu hikâyenin merkezinde insülin adlı bir hormon vardır.
İnsülinin görevi, kandaki şekeri hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını sağlamaktır. İnsülin dengede olduğunda vücut hem şekeri hem de yağı rahatlıkla yakabilir. Ancak insülin sürekli yüksek olduğunda bu sistem bozulur.
Günümüzün beslenme alışkanlıkları bu sorunu daha da büyütmektedir. Üstelik mesele sadece beyaz şeker yemek değildir.
Beyaz ekmek, beyaz pirinç, makarna, hamur işleri, kekler, bisküviler, tatlı içecekler ve birçok işlenmiş gıda da vücutta şekere dönüşür. Bu besinler sindirildikten sonra glikoz adı verilen basit şekere parçalanır.
Birçok insan bunu fark etmez. “Ben şeker yemiyorum” der ama gün içinde vücudu şekere dönüşen birçok gıdayı tüketir.
Üstelik insanlar çoğu zaman ne kadar işlenmiş gıda tükettiklerini de hafife alır. Sabah bir dilim ekmek, öğleden sonra bir bisküvi, kahve yanında küçük bir hamur işi, akşam biraz makarna… Tek tek bakıldığında masum görünür. Ama gün sonunda vücut defalarca kan şekeri yükselmesi yaşar. Her yükselişte insülin salgılanır.
Bu durum sürekli tekrarlandığında hücreler insüline karşı duyarsızlaşmaya başlar. Buna insülin direnci denir. Vücut dengeyi sağlamak için daha fazla insülin üretir. Yağ yakımı zorlaşır. Yağ depolama artar.
Bu yüzden birçok insan sık acıkır, tatlıya ve karbonhidrata yönelir, çabuk yorulur ve fazla yemediğini düşündüğü hâlde kilo alır. Bu bir irade sorunu değil, biyolojik bir durumdur.
Peki yağın bu işteki rolü nedir?
Yağ uzun yıllar yanlış anlaşılmıştır. Oysa insan vücudunun büyük bir bölümü sağlıklı yağlardan oluşur. Beynin yapısının önemli bir kısmı yağdır. Hücre zarları yağdan yapılır. Birçok hormonun üretimi için yağ gereklidir. A, D, E ve K vitaminlerinin emilebilmesi için de yağa ihtiyaç vardır.
Zeytinyağı, avokado, kuruyemişler, tohumlar, yumurta ve yağlı balıklar gibi sağlıklı yağlar vücut için gereklidir. Bu yağlar doğrudan vücut yağına dönüşmez.
Yağ ancak insülin yüksekken kolayca depolanır. İnsülin düşük olduğunda ise yağ enerji olarak kullanılabilir. Yani mesele tabağınızda yağ olması değil, vücudunuzdaki hormonal ortamdır.
Bu durum, düşük yağlı diyetlerin neden birçok kişide işe yaramadığını da açıklar. Yağı azaltılmış gıdaların içine şeker ve rafine nişasta eklenmiştir. Sonuç olarak insülin yükselmiş, sağlık düzelmemiştir.
Metabolizma yavaşlaması çoğu zaman yaşa bağlanır. Oysa asıl etkenler yaşam tarzıdır. Uykusuzluk, stres, uzun süre oturmak, sürekli atıştırmak, işlenmiş gıdalarla beslenmek ve sık sık diyet yapmak metabolizmayı olumsuz etkiler. İyi haber şu ki metabolizma değişebilir.
Günlük küçük alışkanlıklar büyük fark yaratır. Yemeklerden sonra kısa yürüyüşler, gün içinde daha fazla ayakta durmak, mutfakta bir şeyler yaparken hafif hareket etmek, yeterli protein ve sebze tüketmek, daha iyi uyumak ve işlenmiş gıdaları azaltmak insülin duyarlılığını artırır.
Buna “sıfır konsepti” denebilir. Yani sıfır baskı, sıfır aşırılık. Kendini cezalandırmadan, mükemmel olmaya çalışmadan, sürdürülebilir küçük adımlar atmak
Metabolizma toparlanmaya başladığında kilo vermek bir savaş olmaktan çıkar. Enerji artar. Yemek yeme isteği azalır.
O hâlde gerçekten kilo aldıran nedir? Totalde günlük yaşadığınız hayat tarzınız. Tek başına yağ değildir. Tek başına şeker değildir. Kilo aldıran şey, dengesini kaybetmiş bir metabolizmadır.
















