
Premier Lig, enaz 5 encok 8 e yakın takımın şampiyonluk yarışı verdiği, her takımın birbirini yenebilecek kadar rekabetçi olduğu, üstün futbol kalitesi ve yüksek mücadele gücüyle doksan dakikasının heyecanla geçtiği, hakemlerin olur olmadık şekilde düdük çalıp heyecan fırtınasını kesmediği, oyuncuların bizdeki gibi her şeye itiraz etmediği, her hafta tüm takımların statlarının dolu olduğu, 25 farklı kamerayla izlenen maçların yüksek kalite ve çözünürlükte seyirciyle buluşturulduğu, çoğu maçın gündüz oynandığı, izleyene son derece keyif veren, reytingi yüksek, para basan bir lig. Basketbolda NBA neyse, futbolun NBA’i de İngiliz Premier Lig. Peki, İngilizler bu işi nasıl becermişler de, tüm dünya onları izliyor? Bizim örnek alabileceğimiz neleri var? Bu ligi Avrupa’da diğer liglerden farklı kılan belli başlı özellikleri neler?
Avrupa’nın her zaman sportif ve parasal anlamda en gözde liglerinden birisi olan İngiltere Ligi 1980’li yıllarda bir yandan yükselen holiganizmin etkisiyle, diğer taraftan futbolun endüstriyel yükselişi ile kendisini yenileyebilmek ve futbol pastasından daha fazla pay alabilmek için İngiltere Futbol Federasyonu’nun aldığı radikal bir kararla 1992’de feshedilerek yerine Premier Lig kuruldu. Bu yeni yapılanmayla, futbolu Ada’da yönetsel, sportif, iktisadi ve mali olarak yeniden formatlandı. Rekabet yeniden kuruldu. Bu yeni yapılanmayla Premier Lig tekrar Avrupa ve dünyanın en önemli ligi haline geldi. İngilizler lig formatını değiştirip Futbol ligini Premier Lig’e dönüştürdüklerinde önlerine üç temel hedef koymuşlardı. Bunlar;
1) Premier Ligi dünyanın en ilgi çekici ve en iyi ligi haline getirmek,
2) Bu amaçla rekabeti artırarak, kaliteyi yükseltip Premier Lig’i tüm dünyaya satabilmek ve bu sayede futbol endüstrisinden maksimum pay alabilmek,
3) İngiliz futbolunu başta milli takım olmak üzere uluslararası her alanda başarılı olabilmesini sağlayabilmek.
Yukarıda ifade ettiğimiz hedeflere uygun stratejilerle Premier Lig yapılanması, Avrupa’da ve dünyada kulüp futbolunun yüceltilmesinde, futbolun show business’e dönüşmesinde en önemli faktörlerden birisi oldu. Statların konfor ve güvenliklerini artırıp standartlarını yükselttiler. Ayakta maç izlemek yasaklandı. Statlara ilk kez güvenlik amaçlı kamera kurma zorunluluğu getirildi. Statların ekonomik getirileri maksimize olacak şekilde dizayn edildi. Ulkeye transfer edilen yabanci oyuncularla ilgili kriterler belirlendi. Alt yapilardaki egitim sistemi degistirilerek ulkedeki aile ve sporcu gelisiminin onceliklerine onem verilerek basarili sporcular ve taraftarlar yetistirdiler. Ülkemizde yabancı oyuncu sayısı tartışıla dururken, 20 takımda 524 futbolcunun yer aldığı Premier Lig adeta bir yabancı cennetine dönüştü. Premier Lig %67.9 yabancı oyuncu yüzdesiyle Avrupa’nın en çok yabancı oyuncusuna sahip lig konumuna geldi. UEFA sıralamasında 2., FIFA sıralamasında ise 13. Sırada bulunan İngiliz futbolu, 1992-2013 yılları arasında Şampiyonlar Ligi’nde 9 kez finale yükselmeyi ve 4 kez de kupayı Ada’ya götürebilme başarısı sergileyebildi. UEFA Avrupa Ligi’nde ise aynı dönemde 4 kez final oynayan İngiliz takımları, sadece 2 kez mutlu sona ulaştılar.
Sonuç
Premier Lig bize ne kadar örnek olur, orasını bilemem ama bu ligden öğreneceğimiz çok önemli şeyler var. Belki Avrupa veya Dunya kupalarında herhangi bir mac yapma olanagimiz yoktur fakat cok basit 3 maddelik kendımıze ozgu bir Vizyon ortaya koyarak, kendi gelisimimizi saglayacak ve her yil ona , buna , suna gore sıstemlerden kurtulup futbolumuzun gelecegıne katkı koyacak kahramanları buluruz.
















